Esquire Theme by Matthew Buchanan
Social icons by Tim van Damme

11

Jun

“kendini ezik hissedenlerin sponsorsuz, reklamsız olağan festivali”

Dünya kupası maçları başladığında ayrı bir sıcaklık yayılır etrafa. yaklaşık 1998 yılından beri bilincinde olarak takip etmeye çalıştığım dünya kupası, nedense etrafındakilerle birlikte bişeyler yapma heyecanı ve paylaşımı içinde barındırdığı için bayramlardan daha güzeldir gözümde.

2000’li yıllarda üniversitede yaz aylarına denk gelen kupa zamanları ise paha biçilmez değerdedir. Yaz okulu, staj vb formalitelerden dolayı tatile çıkamayan bizlerin, yaşıtlarımızın sahillerde fink attığı, eğlencenin dibine vurduğu o günlerde tek eğlencesi dünya kupası maçlarıydı. Her akşam birinin evine, sözleşmeden kiminin bira, kiminin çerez kiminin cips alarak çat kapı çıka geldiği ılık yaz akşamlarını hatırlıyorum. Hele maçtan sonra yapılan yorumlar…. muhabbetin ertesi güne sarkmasından doğan klişeleşmiş espriler, bunca yıl sonra hala birkaçımız dilinde pelesenk halinde… Dediğim gibi dilde güzel, yazılınca komik olmuyor.

37 akran TV’lerde içine girerek nerdeyse birbrimizin üstüne oturarak izlediğimiz maçlarda, heyecanlı bir pozisyonda birbrimize yaptığımız anlamsız hareketlerin bugünki karşılığı ise “çok güzel hareketler bunlar” olarak literatürde yerini aldı bile. Şimdi herbirimiz efendi tipler olduk ya, hatırlayınca utananlar bile vardır aramızda. Maçtan sonra yeterince bira kalmadığında en çok içen kişinin markete gönderilmesi vardır birde. O yüzden yeni bira açarken çaktırmassın kimseye, usul usul pıslatmadan açarsın kapağı gözlerden uzak bir köşede.

Dünya kupası maçlarının olduğu yaz, heyecan ve coşkunun yanında bir de hüzün çöker bana. Bir nevi parasızların yaz eğlencesidir, tatile çıkamayan öğrencinin tek sosyalliğidir. Ezilmişlerin bayramıdır desem çok abartmış olurum, “kendini ezik hissedenlerin sponsorsuz, reklamsız olağan festivali” oldu galiba. Bu festival, toplumdaki yaş farkınının, cinsiyet fakının, sınıf farkının gözetilmediği 90 dakikalar toplamıdır. Hayatta uzatmaların kıymetinin daha çok anlaşıldığı anlardır. Yoldan geçerken herhangi bir kahvede maç izleyen kitlenin arasına katılırsın, kimse garipsemez, kahveci çocuk çay bile getirir. Şaşırıp kalırsın bu hoşgörülü haline şehrin.

Türkiye’nin kupada oynadığı zamanlarda ise işin içine milliyetçilik hastalığı karışır. Bu hastalık kroniktir bilirsin, üzerine düşünür, birtakım yargılara varırsın, işin içinden çıkamassın. Neşenide çok kaçırmassın. Yaşadığım şehirdeki insanları sevdiğim nadir zamanlardır bu yazlar. Ve 4 yılda bir bu hisse kapılırım.